Kamuoyunda Bilim Araştırma Vakfı Davası olarak bilinen dava, İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, 09.05.2008 tarihinde bazı sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış ve şu an itibariyle temyiz incelemesi amacıyla Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nde bulunmaktadır.
BAV DAVASI’NDA YARGILANAN KİŞİLERLE İLGİSİ OLMAYAN KONULARIN CEZA ARTTIRIMI NEDENİ OLARAK GÖSTERİLMESİ BOZMA GEREKÇESİDİR
BAV Davası’na bakmakla yetkili İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, BAV Davası sanıkları hakkında TCK.nun 220/1. maddesinden hüküm kurmuştur. Bu kanun maddesinin öngörmüş olduğu hapis cezası 2 yıldır. Fakat davamızda sanıklara verilmiş olan hapis cezası yasanın öngördüğü 2 yıl değil, 3’er yıldır. Yani Mahkeme fazladan 1 yıl ceza vermiştir. Mahkeme bu “ilave ceza”ya gerekçe olarak yasada olmayan sebepler saymıştır.
Mahkemenin yasada olmayan gerekçelerle fazladan ceza vermesi Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında KESİN BOZMA NEDENİ olarak gösterilmektedir. Yargıtay içtihatlarında da, yasada sayılan kriterler dışında hiçbir gerekçenin sanıklar hakkında alt sınırdan uzaklaşma nedeni olarak kabul edilmediği ve bunların dışındaki bir nedene dayanan “ilave ceza” kararlarının bozulduğu görülmüştür. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2005/12022 E., 2006/1003 K. ve 20.02.2006 tarih sayılı içtihadı şöyledir:
| “...sanık hakkında hükmolunacak temel ceza TCK.nun 61. maddesinde belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak ve somut gerekçeler belirtilmek suretiyle belirlenmesi gerekirken, hukuki dayanaktan yoksun ve somut olaya uygun olmayan “takdiren ve teşdiden” denilmek suretiyle temel cezasının belirlenmesi yasaya aykırı ... görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün ... BOZULMASINA...” |
Görüldüğü gibi Yargıtay bir kişiye verilecek cezanın kanunda gösterilen süreden fazla olabilmesi için TCK.nun 61. maddesinde sayılan şartların varolması gerektiğini vurgulamaktadır. Bunun dışındaki bir nedene dayanan ilave cezanın bozma nedeni olduğunu belirtmektedir. O nedenle BAV Davası’nda verilen “ilave ceza” Yargıtay içtihatlarında gösterilen bozma nedenleri arasında yer almaktadır.
BAV DAVASI’NIN GEREKÇELİ KARARINDA GEREKÇENİN KİŞİSELLEŞTİRİLMEDEN, BÜTÜN SANIKLARI KAPSAYACAK ŞEKİLDE GENEL İFADELERLE ANLATILMASI BOZMA GEREKÇESİDİR
TCK.nun 20. maddesinin 1. fıkrası şu açık hükmü getirmiştir: “Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”
Bu hükme göre herkes kendi eylemlerinin sonuçlarından sorumludur ve kimse bir başkasının işlemiş olduğu bir suçtan ötürü mesul tutulamaz. Ayrıca, bir kimse kanunlarımıza uygun olmayan, cezayı gerektirecek bir eylem gerçekleştirdiğinde bu kişinin işlemiş olduğu suçun gerekçeleri ve bu suçun hangi kanun maddesine dayandığı geneli kapsayacak ifadelerde değil, o şahsa özgü kişisel değerlendirmelerle açıklanmalıdır.
Yargıtay da “Cezanın Kişiselleştirilmesi” ilkesini mutlak bir bozma gerekçesi olarak kabul etmekte, kararlarında tüm gerekçelerin yeterli, yasal ve somut olmasının gerekliliğine dikkat çekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 1976/7-390 E., 1976/386 K. ve 20.09.1976 tarih sayılı içtihadı şu şekildedir:
... kararda aşağı sınırın geçilmesi suretiyle ceza tayinine mahkemeyi götüren takdir gerekçesinde NE SANIĞIN KİŞİLİĞİNE İLİŞKİN ÖZELLİKLERİNE NE DE SUÇU İŞLEYİŞ BİÇİMİNE DEĞİNİLMEMİŞTİR. Dayanılan gerekçe ... sanığın kişiliğine değinen bir gerekçe değildir.
... hükmün yukarıda açıklanan sebeplerden dolayı BOZULMASINA... |
BAV Davası’nın gerekçeli kararında ise “çok genel ifadelerle”, tüm sanıklar için aynı hükme varılmıştır. Hem Türk Ceza Kanunu’nda yer alan hükümler, hem de Yargıtay içtihatları göz önüne alındığında Yerel Mahkeme’nin kararında gerekçelerin KİŞİSELLEŞTİRİLMEDEN, bütün sanıkları kapsayacak şekilde genel ifadelerle anlatılması, kimin neye dayanarak bu cezayı aldığının belirtilmemesi mutlak BOZMA GEREKÇESİDİR.
HÜKÜMDEN ÖNCE SON SÖZÜN SANIKLARA VERİLMEMESİ BOZMA GEREKÇESİDİR
CMK.nun 216. maddesinin 3. fıkrasında “Hükümden önce son söz, hazır bulunan sanığa verilir” hükmü yer almaktadır. Bu hükme göre duruşma, son söz sanığa verilerek bitirilmelidir.
Oysa ki BAV Davası’nda sanıklara soz söz hakkı tanınmamıştır. Son duruşmada hazır bulunan sanıklara dahi son söz sorulmamıştır. Yerel Mahkeme 09.05.2008 tarihli duruşmasında davayı sonuçlandırmış ve bir kısım sanıkların mahkumiyetine karar vermiştir. Yerel Mahkeme bakımından bu aşamada dava sona ererken, söz konusu karardan önce sanıklara hiçbir söz hakkı verilmemiştir.
Bilindiği üzere savunma hakkı sanığın en önemli hakkıdır ve bu hak üzerinde herhangi bir sınırlamaya gitmek kanunlara aykırılık teşkil eder. Nitekim Yargıtay’ın bu konuyla ilgili geçmişte verdiği kararları da göz önünde bulundurduğumuzda hükümden önce son sözün sanığa verilmemesinin yasaya mutlak aykırılık oluşturduğu açıkça görülecektir. Konuyla ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2008/1-29 E., 2008/218 K. ve 14.10.2008 tarih sayılı içtihadı şu şekildedir:
... katılmış olduğu takdirde duruşma mutlaka son söz sanığa verilerek bitirilecektir. Ceza Genel Kurulu`nun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
... Bu itibarla direnme hükmünün öncelikle saptanan bu usuli yanılgı nedeniyle BOZULMASINA karar verilmelidir. |
Kanunlarımızda ve Yargıtay içtihatlarında görüldüğü üzere, BAV Davası’nda, savunma hakkıyla yakından ilgili bulunan “hükümden önce son sözün sanığa verilmesi” kuralına uyulmaması bir BOZMA SEBEBİDİR.
Burada ifade edilen bozma gerekçeleri BAV Davası’nda yaşanan olaylardan sadece bir kısmıdır. Ancak elbette takdir Yüce Mahkemenindir ve BAV Camiası mensupları Sayın Mahkemenin vereceği her karara saygılıdır.
KAMUOYUNA SAYGIYLA DUYURULUR.
C. Sedat Altan – Bilim Araştırma Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı 10 Kasım 2009
|